Prof. Dr. Osman Müftüoğlu: Yaşlanma faktörlerine teslim olmak zorunda mıyız?

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, Hürriyet gazetesinde kaleme aldığı bugünkü yazısında “yaşlanma” olgusuna değindi. “Genel kanaatin aksine yaşlanmaya bağlı değişimler, özellikle ruhsal alandaki gelişmeler zannedildiği ölçüde kötü şeyler değildir” diyen Müftüoğlu, yazısında bazı araştırma sonuçlarını aktardı.

Müftüoğlu yazısında “Yaşlanma faktörlerine teslim olmak zorunda mıyız?” sorusuna şöyle yanıt verdi:

Yaşlanma döngüsünün tek bir sebebinin olmadığı günümüzün kesinleşmiş bir bilimsel kanaatidir. Yaşlanma alanındaki araştırmalar gösteriyor ki yaşlanmanın farklı hücresel ve metabolik nedenleri var: “Kök hücreler”in yaşlandıkça yavaş yavaş azalması, hücrelerin enerji üretim merkezleri olan “mitokondriler”in görevlerini yeterince yapamaması, yaşlanmış “zombi hücreler”in giderek çoğalması ve ürettikleri iltihaplandırıcı moleküllerle genç hücrelerin de görevlerini aksatması, hücreler arası “iletişim bozuklukları”nın devreye girmesi, “DNA hasarları”nın genom dengesizliğini tetiklemesi, kromozomlarımızın ucundaki koruyucu başlıkların yani “telomerler”in aşınıp kısalması, hangi genlerin açılıp -konuşup- hangi genlerin kapanacağına -susacağına- karar veren “epigenom” değişikliklerinin devreye girmesi, hücrelerde “sağlıklı protein üretimi ve dengesi”nin bozulması, metabolik kayıpların yol açtığı “yanlış hücresel besin algılamaları” ve “hücreler arası haberleşmedeki aksamalar” yaşlanma sürecinde ortak hareket ettikleri kabul edilen faktörlerdir. Peki, biz bu faktörlere teslim olmak zorunda mıyız?

Yukarıdaki soruya “Hayır” cevabı veren onlarca bilim insanından biri olan Harvardlı ünlü genetikçi David A. Sinclair, “Yaşam Döngüsü” kitabında (Epsilon Yayınları / İstanbul / 2023) bakın ne yazmış: “Neden yaşlandığımızı hiç düşünmediyseniz bu son derece anlaşılabilir. Çoğu biyolog da bu konuyu pek umursamadı. Yaşlanma konusunda uzmanlaşmış doktor grubu olan ‘gerontologlar’ bile genellikle neden yaşlandığımızı sorgulamazlar, sadece yaşlanmanın getirdiği sonuçları -belirtileri ve hastalıkları- tedavi etmeye çalışırlar. Bu, sadece yaşlanmaya özgü bir miyopi değildir. Örneğin, 1960’ların sonlarına kadar kansere karşı mücadele, genelde yalnızca kanserlerin sonuçlarına ve belirtilerine yönelik bir savaştı. Kanserin sebepleri hakkında anlaşılmış ortak bir açıklama yoktu… Daha sonra 1970’lerde kansere neden olan genler keşfedildi. Onko-genler adı verilen bu maddeler, kanser araştırmalarının tüm değerler zincirini değiştirdi.”

Yazının tamamını okumak için .

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir